29 Kasım 2014 Cumartesi

Yüzyirminci gün

Neler yazacaktım ama neler doluştu kafama Kurabiye. Yazıyı saatlerdir uyumayarak tüm ev halkını ayağa diken halinden arındırmaya çalışarak yazacağım, yani deneyeceğim.

Wonderweek diye bir kitabın tercümesini aldık seni anlamak için. Kitapta diyor ki, ani ağlama krizleri aslında atlanan birer eşik, sıçramadır. Hatta bunların ilki beşinci altıncı haftada olur, diyor. Senin geçen kara Perşembe'nin ilk sıçrama olduğunu düşünüyordum ki, bugünkü uykusuz halini görünce belki de aslı bugündür demiyor değilim. Atlasan da geçse, biz de rahat etsek ne güzel olur, değil mi.

Ay bu çok tatlı, deyip duran ananen buradayken olması iyi oldu tabi bunların. Zavallı kızının en azından ne kadarcık yorulduğunu bir görsün, değil mi ya. Senden bugün şikayet etmeyecektim aslında, bu saate kadar uyku uyumuş olsaydın. Neyse diyeyim haydi.

Bugün beni dışarı çıkardık yine, deniz gösterdik, tatlı yedirdik, tabi genelde senden konuştuk ama olsun.Gezdik dolaştık parkta. Sonra o parka en son geçen sene dayınla gittiğimizi hatırladım. Uçurmuştu beni, kendimi bildiğin sümük, bildiğin böcek hissettiğim bir gündü. Aslansın, kaplansın hatta uçarsın ne diyorsun sen, demişti. Hop uçurmuştu beni, ağlamaya başlamıştım uçtuğumu görünce. Çünkü bilmiyordum o ana kadar uçabileceğimi. Üzerinden bir yıl geçti, sen çıktın geldin. Hayatın ne zaman nereden ne getireceği belli olmuyor Kurabiye. Bana belli olmuyor ya, gör bak sana da belli olmayacak.

Parkta senden uzaktayken, seni bildiğin özlediğimi düşünmüştüm, ama eve gelip seni bıraktığım gibi yarı uyur, yarı ağlar bulunca özlemden kuşku duydum. Ben neden alışamadım halen bu hallere, bilmiyorum. Ama kitap diyor ki, normal, demek ki normal. Anneler  bebekler ağlayınca önce üzülür, sonra dellenir, sonra intiharı düşünürmüş, hepsi normalmiş. Hepsini ufaktan yaşadığım için, yalan diyemeyeceğim Kurabiye.

Uyu emi kuzum. Uzun uzun, güzel güzel uyu. Bebekler uykuda büyürler, büyürler, büyürler...

Öptük seni yanaklarından.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder